HİÇ HER ŞEYDİR!

HER ŞEY İSE HİÇ!

“Ne işim var benim buralarda” dedi kendi kendine. “Ben ki, asilliği doğuştan tescillenmiş ben, burada bu soysuz avam arasında ne arıyorum ki. Bu görevi verecekleri başka biri yok muydu sanki? Beni buraya göndermelerinin bir nedeni olmalı. Evet evet. Böylesine bir görevi benden başka biri yapamazdı. Düşman iki ulusun birlikte çalışmasını sağlayabilecek tek yürekli ve becerikli insan ben olabilirdim ve o yüzden beni gönderdiler. Ama hiç değilse yolları temizletselerdi ya beni buralara göndermeden önce. Hiç değilse üzerime giydiğim elbiselerim kirlenmezdi. Neyse canım, bu görev için birkaç travelik giysiler kirlenebilir. Nasılsa daha çok var yanımda”. Dedi ve ardına baktı. Arkasında kendine eşlik eden askerlerden daha çok at kullanan hizmetçileri ve kıyafetleri vakar içinde onu takip ediyorlardı.

“Merhabalar yüce kral. Sizi selamlıyorum ve bunu büyük bir onur ve mutluluk için de yapıyorum” dedi Argem selamlaması biraz uzun ve yerlere eğilene kadar devam etmişti. Kral en az onun kadar büyük bir ukalalıkla ayağa kalktı. Ve O’nun kadar abartılı bir biçimde selamladı onu. İçinden büyük bir zevk duyuyordu kral Trzin. Yıllardır büyük bir kıtlıkla boğuşan ülkesine düşman kralın oğlu Argem’in, hem de ayaklarına kapanır bir biçimde gelmesi zevkten çılgına çevirmişti onu. “Ben de seni aynı duygularla selamlıyorum yüce, onurlu Prens Argem”. Yüzündeki küstah gülücük yere eğildikçe artıyordu. Ve belki hiç gerek yokken eğilmesi gülücüğünü gizlemek içindi.

Aslında Argem’in yüzünde de öylesine bir gülücük peydahlanmıştı. O da sadece bir şeyler istemek ve O’nu ikna etmek için bu güçsüz krala gelmiş olduğunu biliyordu. İsteyeceği ise sadece kandı. Onlarla birlikte savaşacak askerler istemeye gelmişti. Yani sadece insan kanı istemek. Bu kralda başka ne olabilirdi, bundan başka ne istenebilirdi ki?

“Size yüce kral, babam Aradia’nın barış ve sevgi dolu mesajlarını getirdim. Size duyduğu muhabbeti en güzel sözcüklerle anlatmamı istedi”. Tam yani bir cümleye başlayacakken kral lafını kesti. “Lafınızı balla kesiyorum ama yorgun olmalısınız. Önce bir güzel dinlenin. Nasılsa çok zamanımız olacak sizi misafir etmek ve söyleyeceklerinizi dinlemek için. Lütfen, size yalvarıyorum gidip dinlenin. Yoksa kendimi sizi yoran bul yollar gibi lanetleyeceğim. Ve yolları da kendimi de affetmeyeceğim. Lütfen istirahat buyurun sevgili konuğum lütfen”.

“Nasıl istirahat ettirecekmiş beni yokluk ve sefalet içinde anlamadım. Ben evime gitmek ve buradan kurtulup nedimelerimin içinde dinlenmek istiyorum”. “Efendim ne dediniz?” dedi yanındaki muhafız. “Hiç, hiçbir şey. Yüksek sesle düşündüm sadece”. Nedimeleri kıkırdamaya başladılar. Biliyorlardı onun zaman zaman yüksek sesle düşünme alışkanlığının olduğunu. İşte yine en olmaz zamanda tekrar etmişti. Sertçe döndü onlara ve susmalarını işaret etti. Onlarda saygı içinde başlarını eğildiler ama gülümsemeleri hala o arsız ve güzel dudakları üzerindeydi.

Krala aynı biçimde selam vererek ayrıldı yanından. Kafasında hep nasıl bir yerde dinlendirecekmiş acaba bizi bu kral bozuntusu diye düşünüyordu. Yürüdüler. Sarayın büyük kapısı eski görkemini kaybetmemişti hala. Bu adamın askerleri de bu yokluk ve sefalet içinde harap ve bitap düşmüşlerdir. Ama babam mutlaka bir şeyler düşünmüştür beni alelacele buraya yolladığına göre. Sevgili babacığım iyice ölçüp biçmeden hiçbir adım atmaz. Arestiya enzo krami. Çok yaşa sevgili kralım dedi …….. dilinde. Bütü nedimeleri bunu duydukları için durup aynı şeyi takrar ettiler. Onlara eşlik eden muhafızlar durup onları izlediler bir an. Ve misafirler yürümeye devam edinceye kadar onarlı beklediler. Ne kadar kültürsüzler bunlar yahu diye geçti argem’in içinden. Bunlar eminim …… Dilini de bilmiyorlardır. Ahmaklar ordusu. Evet, işte bu ahmaklar ordusu. Bu kralaın ordusuna en güzel isim buydu.

Sonunda, geçtikleri karanlık ve nemli yol bittiğinde devasa bir kapı çıktı önlerine. Öylesine büyüktü ki yeni bir sarayın dış kapısına geldiklerini düşündüler ister istemez. Önlerinde giden muhafızların en rütbelisi “Durmanız için size yalvarıyorum” dedi. Hepsi merak içinde durdular. “Sizden bir şey rica etmem gerekiyor. Burada gördüklerinizi bizim ülkemizde kimse ile paylaşmamanızı sizden istemek zorundayım”. Sen beni bir müzevir mi sanıyorsun? Bunu hesabını sana mutlaka soracağım”. Bunları söylerken elini kaldırdı vurmak için ama nedimelerinden biri yanlışlıkla ona çarpınca durdu. Ne olduğunu anlamak için geri döndü. Kafası karışmıştı. “Tamam, tamam” kabul ediyorum dedi merak içinde. Dizleri üzerine çökmüş olan muhafız lideri ayağa kalktı ve yardımcıları ile birlikte kapıyı açtı. Ha bu arada nedime yanlışlıkla mı yoksa Argem bir pot kırmasın diye bilerek mi çarpmıştı bunu hiç öğrenemeyeceğiz.

Durdu Argem. Durdu nedimeleri. Durdu refakatçileri. Hepsinin kafasından aynı sorular aynı sırayla geçmeye başladı. Sanki aynı düşünceler sırayla beyinleri içinde bir ona bir ona geçip gidiyorlardı. Bu ne kadar güzel, büyük ve şaşalı bir bahçe idi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır